SADİYE*

*Anneannemin ölüm yıldönümü anısına

Özgür bir kadındı Sadiye. Kafasına koyduğunu yapar, kimseyi pek dinlemezdi. Özgür olduğunu sanıyordu özgür olmaktan çok. 21. yüzyıl kadını olsaydı mutlaka iş güç sahibi olur, tek başına yaşar, canı istedi mi arabasına atlar güneye gider, canı istedi mi kendinden genç erkeklerle dolaşır sevişirdi. Ama 21.yüzyıl kadını değildi Sadiye, bir iş güç de tutturamamıştı gençliğinde. 17 yaşındayken yaşı büyüttürülüp evlendirilmişti zaten. Kocasının malı mülkü de vardı, yakışıklıydı da. Hoşlanmıştı ondan Sadiye. Heyecanlandı evleneceğini öğrendiğinde.

Çocukluğu bahçelerde geçmişti Sadiye’nin. Meyve ağaçları aklında kalacaktı yaşlanınca en fazla. İncir ağacına çıkar, büyükçe bir dala oturur, koparıp soyup incir yerdi. Dut ağacını sallarlardı ablalarıyla altına çarşaf serip. Ağabeyini severdi en çok. Bir süveter ördü bir gün ona. Ağabeyi ‘Sakın önce sen giyip beni mahallede rezil etme’ dedi. Sadiye de süveter biter bitmez üstüne giyip mahalleye çıktığı yetmezmiş gibi bir de fotoğrafçıya gidip resim çektirdi üzeri desenli yeni örülmüş süveterle. İnatçıydı Sadiye, sanki ona yapma denileni yapmak göreviydi.

Büyük bahçelerden ayrıldı Sadiye evlenince. Erenköy’ü bırakıp Kartal’a geldi. Elmaslar alındı ona düğününde. Erenköy’deki evinden çıkmadan gelinlikle resmi çekildi. Bir eliyle eteğini tutmuş, sağlıklı yanaklarıyla gülerek poz verdi. Düğünden bir yıl önce nişanlandılar Tahsin’le. Tahsin onu Beyoğlu’na götürdü. Kebap yediler, patlıcanın yanında sıralanmış etler. Muhallebi yediler sonra İstanbul’un en meşhur muhallebicisinde. Sonra bir otele götürdü Tahsin onu. Seviştiler. ‘Bizim nişan nikah bir arayadaydı!’ diye anlatacaktı bu olanları Sadiye yaşlanınca. Belediye nikahlı kocasıyla düğün dernekle biraraya geldi Sadiye. Kartal’da büyük bir evde, Tahsin’in ailesiyle yaşamaya başladı.

Yakın zamanda bir kızları oldu. Sadiye henüz çocuk, 21. yüzyıl kadınları için ergen üniversite çağında. Halalarına benzedi bu kız çocuk. Sadiye çocuk, Perihan bebek yaşıyorlardı Kartal’da, artık ağaçlara çıkmadan, sokaklarda çok dolanmadan. Tahsin Kartal’ın en sevilen delikanlısı, 21. yüzyıl erkekleri için hala çocuk. Babası ile balığa giderlerdi. Kartal rıhtımından tekneleriyle açılırlardı Marmara’ya, belki oradan Karadeniz’e. Sormazdı Sadiye. Sevmezdi denizi de. Kardeşi de denizdeydi hep. Denizaltı subayı. Bir çıkardı yola, açılır açılır denizde, aylarca gelmezdi geri. Ablalarından çok abisini severdi Sadiye. Kayınvalidesinden çok kayınpederini. Kızlarından çok oğlunu sevdi sonra.

Bir oğulları oldu Tahsin ve Sadiye’nin. Tüm Kartal’da kutlamalar yapıldı. 20. yüzyılda erkek evlat daha değerliydi, soy devam edecekti, erkek direkti. Hay bu soyadı kanununu çıkaranın! diyeceklerdi kız çocuklar bir yüzyıl sonra. Bilemediler belki de Sadiye Tahsin’den boşanacaktı. 

Sadiye çok çekti kayınvalidesiden, görümcelerinden. Görümceleri kıskandılar Sadiye’yi, sevmediler. Tahsin’i de sevmezlerdi zaten. Kutlamalar yapılmıştı Tahsin doğduğunda, erkek evlat daha değerliydi ne de olsa. Daha bebekken mutsuzluk ekerdi tüm mahalle aileye. Sevmediler ağabeylerini onlar da, ağabeylerin bir suçu yoktu. Suç yüzyılındı halbuki. 

Yüzyılın ağırlığı erkeklerin üzerine binmişti. Sert olmak için içki içer, yasaklar koyarlardı. Yasaklar Sadiye’yi durdurmaz, inatla tekrar yapardı Sadiye ‘Yapma’ denileni. Kahvenin önünden de geçerdi, kafasına esti mi evi de badana ederdi, ‘Yeter artık içtiğin’ dercesine haşince sofrayı da toplardı Sadiye. 

İkinci çocuğu bile doğurmamak için, bebek düşsün diye gardıropların üzerinden atlayan Sadiye tekrar hamile kaldı. İstemiyordu çocuk artık. Kendisi çocuktu hala. Beyoğlu’ndaki gibi de değildi artık sevişmeler. Bu son çocuk erken doğdu. ‘Ölür’ dedi herkes. ‘Kaşık kadardı’ diye anlatacaktı yaşlanınca minik kızının yeni doğmuş halini. Babası bile yaşamaz derken, yaşadı Nurhan. 

Bir ablası bir de ağabeyi vardı, anneleri onlardan az kabaca. Kartal’da herkes onları tanır, dedeleri ne isterlerse alırdı. Bayramda yeni bayramlıklar, kasa kasa Çamlıca gazozları, bütün gelen pastırmadan korkardı Nurhan mutfakta öylece duran, kırmızı kırmızı. Tüm gün yemek yapardı haminneleri, tüm aile sofraya oturur yarım saatte tüketirlerdi bütün günün emeğini. Balıklar, patlıcanlar, meyveler hep en tazesinden. 21. yüzyıla göre organik sofralar. Yeni yüzyılın suçu olacaktı meyve bahçelerini, sebze bostanlarını yok edip üstüne ev yapmak.

Tahsin çok iyi adamdı. Kartal’da onu herkes tanır, severdi. Sofralarda kimseye hesap ödetmez, herkese yardım ederdi. Adam gibi adamdı, karısına da çok aşıktı. Ailenin genç erkeğiydi, annesinin etkisinde, kızkardeşlerinin gözü üstünde, tüm mahallenin eli omzundaydı. Erkek evlat olmak hem kolay hem de zordu o yüzyılda. Erkek adam içki içer, dağıtırdı masaları. Erkek adam sözünü de dinletirdi, masaya da vururdu yumruğunu icabında karısına da. Çok aşıktı Tahsin bir gece eşek sudan gelinceye kadar dövdüğü Sadiye’ye. Sadiye bayıldı geniş evin geniş mutfağında. Kasadan gazoz almış Nurhan Çamlıca gazozu döktü yüzüne Sadiye’nin, ayılır diye. Ayılmadı Sadiye. Bir gün tak etti canına, Nurhan’ı da alıp gitti Sadiye Erenköy’e, bir başka geniş eve. 

Erenköy’deki ağaçlar Sadiye’yi tanır, bahçe kapısı kendiğilinden açılırdı bu defa çocuklu, kendisi hala çocuk Sadiye’yi görünce. Sadiye toprak sahibi aristokrat ailenin kızı. Annesi de Sadiye gibi inatçı ve özgür, evlenmişti evin yanaşması ile zamanında. Yanaşma toprak sahibi olmuş, hiç çalışmamıştı hayatı boyunca. Sadiye hiç bahsetmedi babasından yaşlanınca bile. Annesinden azıcık. ‘Hep yatarken gördüm ben dedemi’ diyecekti torunları Sadiye’nin babasını hatırlarken. Bir de anneanne ile dedenin aşkını anlatacaklardı, ‘Gündüz vakti, odalarına girer yatarlardı’ diye. Bencil bir aşkın çocuğuydu Sadiye, bahçeler onun ailesi olmuştu. Yaşlanınca da hep ağaçlar altında oturmaya gidecekti torunları ile.

Nurhan bekledi Sadiye’yi geniş evin taş sahanlığında. Sadiye’nin annesi ve babası “Biz bakamayız” dedi, geri çevirdiler Sadiye’yi. Sadiye ne yapacagını bilemedi, ne diyeceğini bilemedi. Torunlarına hiçbir hikaye anlatmadı annesinden babasından kalan, ne annesinin yaptığı yemekler, diktiği etekler, hiçbir anı geçmedi sonraki kuşaklara. Sadiye gençti, sessiz kaldı. Tahsin’i çağırdı Nurhan’ı alması için. Bir hışımla geldi Tahsin, aldı kızını, eve dönerken bir de fotoğrafçıda resim cektirdiler Nurhan’la. Nurhan hatırladı her şeyi hayatı boyunca, sahanlıkta bekleyişi.

Sadiye ve Tahsin ayrıldı. 20. yüzyıl ortasında boşanmak büyük mesele. 

********

Bu yazıyı anneannem yoğun bakımdayken yazmaya başlamıştım. Son paragrafı yazarken haberi aldım. Öylece kaldı Sadiye’nin hikayesi. Belki ilerleyen zamanlarda tamamlarım. Daha sonra eski resimlerden de eklemeler yapacagım. Şimdilik bu kadar. Olaylar pek tabii benim perspektifimden, büyük çoğunluğu anneannemden duyduklarımdan esinle yazılmıştır. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir